5 Kasım 2010
GEÇTİ
Çocukluğum kadar
Hatırlarım sizi,
Haber olsun bisikletim
Şimdi düz yollar değil geçtiğim,
Görünce beni nazlanan kedim
Oynadığımız oyun değil,
Ey beni ağlatan derdim
Güldüğüm sensin şimdi.
BAHAR ÇAKMAK
BAHAR ÇAKMAK
Edebiyle gidiyor
Ebede
Donmuş bir bedende
Duymayan,görmeyen
Ve daha nicesi
Unutmuş
Hissetmeyeni farketmez kimse
Ama sevmiş bir kalp
Var bu bedende.
Edebiyle gidiyor
Ebede
Geride saklanan
Umutlar korkak
Sessizlik hakim
Ve donmuş bir beyaz
İçinden can fışkıran
Muhafazada
Müşahade fırsat
Şakıyan kederi serbestçe.
Edebiyle gidiyor
Ebede
Yok olan yapraklar
Ağlayan çağlayanlar
Çağrısı geleceğin
Ve aziz vefanın
Bir dostun, cananımın
Kapılmışım sihrine
Canım rüyamın
Beyaz bir tabut içinde
Çok uzak, derinde
Düşlerim, sevdiklerim
Edebiyle gidiyor ebede
Benimle birlikte.
BAHAR ÇAKMAK
23 Ekim 2010
Koparılanlar
Yalnız, hayalinle yalnız
Ateşe atılan adımlar
Hepsi geceyle korlanmış
Islak kasvet
Dört duvara sıvanmış.
Akreple yelkovanın bitmeyen cengi.
Sisteki erişilemeyen hayalet.
Islak bir kumlar
Dalgaların martılara yakarışları.
Ve senin dudağının kenarında silik bir buse
Akrep yelkovana boyun eğince
Onarılmayı beklerken koparılanlar.
25 Eylül 2010
TANRI'YI ÖLDÜREN ÇELİŞKİ
''Tanrı var'' dedi
''Tanrı olmak zorunda.
Hayatta mutlu olmayan ölüleri
Mutlu edebilecek bir Tanrı...''
Ölüler, kardeşim!
Ölüler,
-varsa gittikleri bir yer-
Bir ufak tabuta sığrıdırırlar
Tüm duygularımızı
Nasıl heyecanımızı, şaşkınlığımızı
-Daha kötü ne olabilir ki?-
Götürüyorlarsa
Mutluluğumuzu da götürürler
Kendini dünyamıza bağlamak için
Bizim bağlarımızı götürürler
Ölüler...
Oysa ölüler, kardeşim!
Gittikleri bir yer yok ölülerin.
Duygularını, bedenlerini,
Fikirlerini ve
Anılarını
Bize bırakıp ''hiç'' olurlar.
Ölürler be kardeşim.
Tanrı olmak zorunda değil...
Hatta aslında
Ölülerin bıraktıklarıyla dönüyor dünya!
Üzüntümüz, sevincimiz, yaşama hevesimiz,
Toprağımız, meyvemiz bile onlardan...
Bencilliğini akıtmayı bırak de gözlerinden
Bak etrafına...
Ölmeden nasıl yaşanır dünya?
Ve belki de filozof haklıdır,
Belki de Tanrı, kardeşim
Tanrı bu çelişkiyi yaratmak için
En başından öldü.
27 Ağustos 2010
Belki hani?
Belki hani?
Ne kadar çabuk değişti
Zaman, durumlar, roller.
Bugün son kez bakarken sana
Ona bırakmalıyım seni.
Benden daha çok hak etti mi seni?
Umarım ancak zor.
Daha çok seviyor mu seni?
İşte bu imkansız.
Sen her şeyden önceydin.
Ve sanki her şeyden sonra da olacaktın.
“Elini ver.
Biraz daha yanıma gel,
Sarılalım.”
Özledim seni öyle görmeyi.
Elini tutabilmeyi.
Sarılmayı.
Şu an yaptığımız gibi değil,
Gerçekten sarılmayı…
Korkuyorum canım,
Seni korkutmaktan korkuyorum.
O yüzden git,
Ben kimim ki.
Haydi görüşürüz mü belki hani?
29 Temmuz 2010
Ayrılık Gibi
Değişmekten korkuyorum bu günlerde.
Kaçınılmazdan korkuyorum.
Seni vermeye çekiniyorum başkalarına.
Çünkü sen özelsin.
Kaçmazsın
Ya da saklanmazsın.
Sen neysen osundur.
Safsındır.
Alınma ama biraz da aptalsındır.
Yakınsındır.
Sırdaşsındır.
Beni benden iyi tanıdığını bile düşünürüm bazen.
Ama sen korkaksındır da.
Sevmezsin şımartmayı.
Biraz ağır abisin sanki.
Kızamazsın, küsemezsin.
Sen kendine şiirler yazdırırsın.
Usandırırsın.
Vazgeçilmezsindir sen.
Ve bu yüzden
Bile bile
Çektirirsin bana.
Ama ne demiştim.
Kaçınılmaz…
Buyur git istediğin yere
Söz, unutacağım.